24 Nisan 2011 Pazar

Trenin Tam Saatiydi

...Yakında. Yakında. Yakında. Yakında. Yakında, ama ne zaman? Dehşet veren bir sözdü yakında. Yakında bir saniye içinde olabilir; yakında bir yıl sonra olabilirdi. Bu yakında geleceği sıkıştırıp eziyor, onu küçültüyor, kesin bir şey yok, hiçbir şey yok kesin olan, tam bir güvensizlik. Hem hiçbir şey değil, hem de her şey yakında. Yakında her şey, yakında ölüm.
   Yakında ölüyüm, öleceğim yakında. Sen kendin söyledin bunu, senin içinde biri, senin dışında biri söyledi sana bu yakındanın yerine geleceğini. Her neyse, bu yakında, savaş içinde gerçekleşecek. Bu bilinen bir şey, hiç değilse kesin bir şey. Savaş daha ne kadar sürecek? ....

Heinrich Böll / Trenin Tam Saatiydi (1949)

22 Nisan 2011 Cuma

Bugün 23 Nisan #UNICEF




"Tuygan (7), #UNICEF yararına Roche tarafından düzenlenen ‘Geleceğin Yıldızı Sensin! Ne Olmak İstersin?” resim yarışmasına katıldığı resmini paylaşıyor."

12 Nisan 2011 Salı

Bir Moda Olarak: Can Sıkıntısı

Çarpıcı konu ve konuklarım yok ama elbette bazen benim de diyeceklerim oluyor.

Ne kadar moda değil mi şu sıralar "sıkılmak" ?

Kafanızı o çalışma masalarınızdan kaldırıp şöyle bir baktığınızda herkesten bunu duyabiliyorsunuz.

"Of sıkıldım."

Günlük bir rutine bağladığımız işlerin yanına bir de bunu ekliyoruz artık sanki hayatımızın bir parçasıymış gibi. Herkesin ağzında sakız olmuş sıkılmak, iyi tarafı yürürken de sıkılabiliyoruz. En basit sohbetlerimiz bile çoğu zaman bunun üzerine kurulu. Aslında hayatlarımıza bakarsak çok da yolunda gitmeyen bir şey yok. Çoğumuzun bir sevgilisi, sabah birlikte uyandığı bir eşi ve maaşlı bir işi var.

Peki niye sıkılıyor bu insanlar?

Çünkü artık her şey o kadar ulaşılabilir oldu ki hayatımızda, en basit bir bilgiye ulaşmak için bile bir çaba göstermiyoruz. İstediğimiz her an internet üzerinden biriyle tanışabiliyoruz, ya da hiç tanımadığımız kişilerle sohbet edebiliyoruz.  Dünyanın bir ucundaki adam sizin o an yaşadığınız sorun hakkında fikir sahibi olup size yol gösterebiliyor. Bunlar on yıl önce de mümkün olan şeylerdi elbette ancak sınırlıydı. Zamanla bu sınırlar aşıldıkça insanlar çok daha rahat hareket etmeye başladı. Bu rahatlık beraberinde sıkıntıyı getirdi. Bu sıkıntının bile sınırları vardı. Eskiden canımız sıkıldığında kapının önüne top oynamaya inerdik veya kalkıp buzdolabının başına giderdik; bakardık bakardık, çoğu zaman bir şey almadan kapatırdık ama sıkıntımız geçerdi. Şimdi canımız sıkıldığında Twitter'a giriyoruz, bakıyoruz bakıyoruz Facebook'a geçiyoruz oradan da sıkılıyoruz, başka bir yere geçiyoruz. Alternatifler çoğaldıkça sıkıntı artıyor. Bazılarımız da sırf "herkes sıkılıyor aman dur ben de sıkılayım da yadırgamasın kimse" diye sıkılıyor. Kısacası insanların yaşadığı tam olarak varlık içinde yokluk. Şimdilik çözümü de yok gibi duruyor.

Umarım bu "sıkıntı" modası kısa bir zamanda vatka gibi tarihe karışır. Çünkü ben bu modadan çok sıkıldım. Bak yine...