3 Ocak 2011 Pazartesi

Üç yüz (300) Beş Yüz (500)

 Yüksek tavanlı, parlak ışıklı ve çılgın ambiyanslı mekanların ortasında dans eden götleri kesiyorduk arkadaşımla. Zira hiç görmediğimiz tarzda diskolardı. Ecnebi memlekete gittiğinde zaten bütün hatunların güzel geldiğini falan zannediyorsun ama aslında hepsi birbirinden çirkin. İllüzyon gibi bir şey. Kandırılmak için para ödüyorsun bir yerde.
 Bu böyle olmaz dedi. “Buraya kızlarla gelmek lazım “. Türkiye sınırları içinde olmadığımızdan rahatça, ne olacak oğlum ya yarın iki tane kız bulur geliriz dedim. 
 Ertesi gün okuldaki kızlara akşam diskoya gideceğimizi söyledik. Zaten Amerika’da içki içme yaşı 21 olduğundan çoğu Amerikalı olan grubu kandırmak pek de zor olmuyordu. Ben grup içerisindeki kızlardan birisine asılmaya karar verdim. Macaristanlı bir arkadaştı kendisi uzun boylu, uzun bacaklı güzel bir arkadaşımızdı.
 Akşam hep birlikte buluşup bir yerlerde yemek yiyerek sohbet ettik şamata gürültü diskoya doğru yollandık. 
Disko girişinde kartlarımızı aldık. İçki sistemi kartla işliyor. Alıyorsunuz içkinizi kartınıza manyetik bir şey basıyorlar çıkışta kasaya ödüyorsunuz. Kartı kaybetmenin cezası 50 €.
 Çılgın gibi eğleniyoruz içeride. İçkiler arka arkaya içiliyor su gibi. Dönen ışıklar, dans eden kızlar falan. Gece hızla ilerliyor. Ben bu sırada asılacağım kıza yanaşıyorum. Cebimden evin anahtarını çıkarıp kıza ” Ben bunu kesin kaybederim sen çantana koyar mısın ” diyorum. Kız kafasıyla onaylıyor alıyor atıyor çantaya. Yine çılgın eğlence devam ediyor falan derken bir anda çığlıklar panik kaos gürültü. 
 Bizim kızlar toplanmış, benim asıldığım hatun da ağlıyor. Hah dedim kesin biri elledi bir şey yaptı. Boş bıraktık. Kız meğer içki kartını kaybetmiş. Ağlıyor 50€ ödeyeceği için. Ben de o gece alkol miktarını biraz fazla kaçırınca tabi. Dünya güzel güzel dönüyordu. Orada konuyla ilgilenen genç bir arkadaş vardı. Ona kız arkadaşım olduğunu sadece içtiği içkilerin parasını ödeyebileceğimizi söyledim. Çocuk anlayışlı çıktı kabul etti. Ben sonra yine çılgın figürler ile oynamaya devam ettim.
 Saat oldukça geç olmuştu. Diskodan dağıldık. Ben çok sarhoş bir vaziyette eve doğru ilerliyordum grupla. Kız falan aklımdan çıkmıştı. Taksiden indim. Kapıya doğru geldim. Anahtarlar yok. Arıyorum cepleri boş. Telefon da yok üzerimde. Haber veremiyorum. Kapıyı açan kimse de yok.
 Evin yakınındaki tren istasyonuna doğru yürüdüm. İstasyon henüz açılmamıştı. Oradaki evsiz adamlarla istasyonun açılmasını bekledik. Sonra girdim içeri yattım. Banklardan birine. Sabah bir uyandım sağımda bir insan solumda bir insan. Bana McDonalds’tan çizburger aldılar yedik falan konuştuk biraz. Leş gibiydim. Okula gidip kızdan anahtar almaya karar verdim. Tam kalktım çıkacağım, o da ne!? aman yarabbi. Selvi boylu bir kız geziyor peronların arasında şaşkın şaşkın. İçkinin damarlarımda bıraktığı son cesaretle kalktım kızın yanına gittim. Ne aranıyorsun bacım? dedim. Pisa’ya gideceğim de 9 numaralı peronu bulamıyorum dedi. Hemen bir peron görevlisi edasıyla 9 nolu perona götürdüm kendisini. Kendisine Pisa’nın güzelliklerinden gözlemesinden ve ayranından bahsettim. Döndüğünde ne yapacağını sordum ona. 
 İşte o an verdiği cevapla ikinci yıkımı yaşadım. Ülkeme dönüyorum dedi. Pisa’da havaalanı vardı. Oradan uçup gidecekmiş. İyi yolculuklar diledim. Kendisine götüme baka baka gittim okula. Aldım kızdan anahtarı koşa koşa geldim eve. Kendimi yatağa nasıl attığımı hatırlamıyorum. 
 Ertesi akşam arkadaşımla yine dışardaydık. Buraya kızlarla gelm… Lafını böldüm. Allah aşkına sus, bitir şu içkiyi de kalkalım dedim.

1 Bence...:

Hazel dedi ki...

daha çok yazmalısın Emre.
su gibi akıp geçti, okumaya doyamadım.

Yorum Gönder