5 Aralık 2010 Pazar

Zaman Tüneli : Ex Aşkım Bana Neler Ettin?

Benim ilkokul aşkıyok mesela ama hatırladığım bazı şeyler var onlar da ilkokul yıllarına denk gelmiyor. Adını vermeyeceğim bir kız var. Niye isim vermiyorum? Çünkü mal gibi kendi ismimle açıyorum tüm hesapları sağda solda. Başımız ağrımasın sonra ama takibi kolaylaştırmak açısından adına “müzeyyen” diyelim.
Ortaokul dönemi. Kızların eteğinin altındaki sır mısır piramitlerinin sırrından daha çekici ve ulaşılması kolay. Neyse ki biz gözünü erken açanlardandık. Kalem batırma seanslarımızı hemen bıraktık. Okulu Bursa’da okudum. Tophane vardır Bursa’da, gençler mütemadiyen sevişmeye giderler. Biz de gittik tabi ki yani gitmedim diyen varsa yalan söylüyordur. Böyle park gibi ama değil. Neyse. Okul arkadaşlarımızla toplandık bir gün. Aramızda bir arkadaşımız var o zamanın “piç” lerinden hani aramızda ilk o birini öpmüş falan. Kavramlar değişiyor haliyle zamanla. Herkes böyle sevgili gibi ama sevgilisi olmayan arkadaşlarıyla gelmiş rutin McDonald’s ziyareti yapılmış ve şuursuzca Heykel , Atatürk Caddesi boyunca yürünmeye başlanmış. Yani Bursa zaten garip bir yerdir hani yapacak fazla bir şey yoktu. Çok güzel aktivite yapıyormuşuz gibi gelirdi. Çıktık Tophane’ye oturuyoruz. Müzeyyen de var . Müzeyyen deli gibi kesiyor. Gözleriyle yiyor adeta ama bu kavramlardan haberimiz olmadığından “ne bakıyo la bu” demekle yetiniyoruz. Neyse bir anlık karmaşada“abi sen bu kızla çıkar mısın” dediler ben de tereddütsüz “çıkarım abi” dedim. Sanki yoldan geçen biri yardım istiyor da yardıma koşuyorum. Zaten hep böyle biriyim elimde hıyar var diyene tuzla koşuyorum. Biz Müzeyyen ile sevgili olduk ama konuya hakim değiliz pek. Sağdan soldan Fatih Terim gibi taktik yağdıranlar var. 
Müzeyyen’den bahsedeyim biraz. Yaşıtlarına göre göğüsleri büyüktü mesela. Poposu da çok güzeldi. Evleri güzel bir yerdeydi. Babası da sağlam kalıplı bir adamdı. Bir de gerizekalı bir kardeşi vardı. Gerçi Müzeyyen de gerizekalıydı ama şu sıralar mayışı güzel bir iş için üniversitede önemli adımlar attığını duyuyorum.
Konudan sapmayalım. Bir gün yine buluştuk falan ama bu sefer operasyon çok büyük. Müzeyyen’in mahallesindeyiz. Evlerinin önünde. Zaten herkes birbirine yakın oturuyordu arkadaş çevremde. Müzeyyen’le sohbet falan derken sohbet dediğim de o hocanın keli bu hocanın götü. Sikerler öyle flörtü afedersin. Dur ben seni evine bırakayım dedim. Gidiyoruz falan apartmanda beni ters bastı eve girecek miyiz? girmeyecek miyiz? Neyse geldik kapının önüne bu böyle hiç içeri alacakmış gibi davranmıyor. Anneler falan rahatsız olmasın ben ineyim diyorum aklım sıra yoklama çekiyorum ev boş mu diye. Öyle mal gibi bekleştik kapının önünde. O girmiyor ben hafiften girmek için zorluyorum falan böyle gerzek oyunlar yaparken kapı kapandı suratıma. Bekliyorum ama azimle. Neyi bekliyorsun siktir git işte değil mi? Sanki kapıyı açacak sıyıracak geceliğin kuşağını seni çekecek içeri. Tam bunları düşünürken kapı aralandı dil çıkartıp tekrar içeri girdi.
Bu gerizekalı flört dönemi ne kadar sürdü hiç hatırlamıyorum gerçekten ama sürdü. Bana aşk mektubu yazmıştı. Ben öyle annem görmesin diye çantanın derinliklerinde saklarken malum çanta yıkanma günü geldi annem bulmuş mektubu okumuş, gülmüş. Akşam eve geldiğimde bana sevgilin mi var senin dedi. Ne diyeceğimi bilemedim arkadaş. Böyle bir baskı böyle bir buhran yaşamadım hiç. Hayır sanki kadın ticareti yapıyorum da saklıyorum. Zaten o gün güzel bir milad olmuştu bizim için. Neyse.
Mektubun en aklımda kalan kısmı  ”…gözler kalbin aynasıdır, yalan nedir bilmez onlar… bana aldığın bileklik çok güzeldi… “ Evet kendisine bir adet gümüş bileklik almıştım. Arkadaşımla gidip gümüşçüden Müzeyyen için bileklik bakmıştık. Sonra onu vermiştim falan. Tabi bununla da kalmadı bu mektup kız için belli ki çok anlamlıydı. Arkadaşlarım cevapsız bırakmak olmaz dediler. Mektup yaz sen de dediler. Benim o zamanlar Alman bir mektup arkadaşım vardı bana mektup yazmıştı bir tane. Sonra onu kaybetmiştim ben ne cevap yazacağımı da bilemediğim için mektup maceram başlamadan bitmişti. Hele ki aşk mektubu tam bir kabus. Kızlar oturdular benim için Müzeyyen’e bir aşk mektubu yazdılar ama bu arada okula falan gidiyoruz ha sınavlara da giriyoruz. Öyle garip bir dünya. 
O mektuptan aklımın derinliklerine kazılı olan ve hala aklıma gelince deli gibi güldüğüm” Gönlümün nehrinde yüzen gül yaprağına “ girizgahı. Gerisini hatırlamıyorum ama kızların bunu yazarken birbirne bakıp ” ay bence bu çok güzel oldu, bayılacak ” falan dediğini hatırladıkça ben bayılacak gibi oluyorum. Mektubu verdik. 
Sonra eğitim yılının sonlarına yaklaştık biz hala flört ediyoruz ama tabi Müzeyyen tam bir aşk kadını. Ayrılalım dedi. Şimdi o zamanlar bunu Müzeyyen’e açıklayamamıştım ama şöyle bir durum vardı biz hiç birleşmemiştik teoride ve pratikte bir ayrılık söz konusu olamazdı. İyi tamam dedim o yüzden. Yalandan üzüldüm falan. Sonra bu bir tane kolye hediye etti bana. Böyle bir kalbin yarısı. Götüme mi sokayım ben bu kolyeyi napayım diyemedim tabi aldım. Sonra onu eve götürdüm evde koydum bir yere aradan aylar geçti yine bir temizlik esnasında çıktı ortaya. Anlam veremedik en başta ne olduğuna sonra çözdük ki zaten gümüş de değilmiş heralde kararmış. Cimri Müzeyyen.
Sonra LGS stresi kaygısı falan derken sahalardan çekildi bir anda herkes. Dağıldık başka başka yerlere ilkokuldan görüştüğüm sadece 4 arkadaşım var ama Müzeyyen hala beni facebook’ta bir yerde biri bana sallasın, çıkar ve korur böyle de bir aşk kadınıdır Müzeyyen. 
BU YAZIDA YAZDIĞIM HER ŞEY BELKİ BİR AYDA BELKİ DE ÜÇ AYDA MEYDANA GELDİ. GERÇEKTEN HATIRLAMIYORUM AMA TEK EMİN OLDUĞUM KONU BU KİŞİ VE KURUMLAR HAYAL ÜRÜNÜ DEĞİL, NE YAZIK Kİ. 

2 Bence...:

gül dedi ki...

lgs falan yaşın kaç senin :)

dokuyanemre dedi ki...

22 yaşındayım.

Yorum Gönder